Makale Başlıkları
İnşai Dava HMK 108, bir hukuki ilişkinin değiştirilmesi, yeni bir hukuki durumun kurulması veya mevcut bir durumun ortadan kaldırılması amacıyla açılan dava türüdür.
Türk Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 108. maddesinde düzenlenen inşai davalar, bireylerin özel hukuk ilişkilerinde taleplerini somutlaştırarak mahkeme kararıyla yeni bir hukuki durum oluşturmasına olanak tanır.
Bu dava türü, boşanma, ortaklığın giderilmesi veya borcun uyarlanması gibi hukuki uyuşmazlıklarda sıkça kullanılmaktadır.
Hukuki korumanın niteliğine göre dava çeşitleri nelerdir?
1.Eda Davası: Eda davasında davacı; davalının bir şey vermeye veya yapmaya ya da yapmamaya mahkûm edilmesini talep eder.Eda davasının konusu hem şahsi haklara hem de ayni haklara yönelik olabilmektedir.Alacak davası, sözleşme konusu malın teslimi, manzara kapatmama gibi talepler ile açılan davalar eda davasına birer örnektir. Eda Davasında davacının hukuki yararının bulunduğu esas olarak kabul edilmektedir.
2.Tespit Davası: Tespit davası ile mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veya bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilmektedir.Kira ilişkisinin tespiti, bir borç ilişkisinin geçersizliğinin tespiti; tespit davasına birer örnektir.
Tespit davasının açılabilmesi için hukuki yarar bulunması şarttır. Açılmış olan tespit davası kanunda açıkça öngörülmüş olan bir dava olması halinde kural olarak hukuki yararın varlığı kabul edilir.
Ancak, açılmış olan tespit davası, kanunda açık olarak öngörülmüş olan bir tespit davası değil ise mahkemenin, davacının bu davayı açmakta güncel bir hukuki yararının bulunup bulunmadığını inceleyip karara bağlaması gerekir.
3. İnşai Dava: Mahkemeden yeni bir hukuki durum yaratılması veya mevcut bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesi yahut ortadan kaldırılması yönünde karar verilmesinin talep edildiği davalara inşai dava denir Her inşai dava, inşai bir hakka dayanmaktadır.
İnşai hakkın kullanılabilmesi için kural olarak inşai dava açmaya gerek olmamakla beraber maddi hukuk tarafından belirlenmiş bazı inşai haklar sadece inşai dava yolu ile alınmış mahkeme kararıyla kurulabilmektedir.
Örneğin boşanma davası, soy bağının reddi davası. İnşai davanın kabul edilmesi halinde verilecek hüküm yenilik doğurucu nitelik taşımaktadır.
İnşai hak nedir?
İnşai haklar tek taraflı olarak hak sahibine başka birinin hukuk alanında değişiklik meydana getirebilme yetkisi veren haklardır.
Söz konusu değişiklik bir hakkı ya da hukuki ilişkiyi kurmak , içeriğini değiştirmek veya sona erdirme şeklindedir. Yaratmış olduğu etki bakımından inşai haklar, kurucu değiştirici ve bozucu inşai haklar olarak sınıflandırılır.
İnşai hakların en önemli özelliği karşı tarafın katılımı veya rızası olmaksızın hak sahibine doğrudan hukuki alansa değişiklik yapma yetkisi vermesidir. Ancak inşai hakkın sonuç doğurabilmesi için değişiklik yapma iradesi taşıması yetmez aynı zamanda bu iradesini açıklaması gerekir.
İnşai haklar kullanımla birlikte hakkın muhatabını etkileyecek sonuçlar doğurmaktadır. İnşai hakların kullanımı kural olarak doğrudan hak sahibinin iradesine bağlı olmakla birlikte bazı durumlarda bu hakkın kullanımı mahkeme aracılığıyla mümkün olmaktadır.
İnşai dava nedir?
Bir hakkın ya da hukuki ilişkinin değiştirilmesi, kurulması ya da kaldırılması sözleşme serbestisi gereği kural olarak tarafların anlaşması yoluyla her zaman gerçekleştirilebilmektedir.
Ancak bazı durumlarda inşai etki doğuracak bir hukuki sonuç için mahkeme kararı gerekmektedir. Yenilik doğurucu değişikliğin sağlanması için dava yolunun öngörüldüğü durumlar inşai davaların uygulama alanıdır.
Mahkemeden yeni bir hukuki durum yaratılması veya mevcut bir hukuki durumun değiştirilmesinin yahut ortadan kaldırılmasının talep edildiği davalara inşai dava denir.
İnşai dava hakkı ile inşai hak arasındaki fark nedir?
En önemi fark hakkın kullanımı açısındandır. Her iki durumunda da hakkın kullanımı için karşı tarafın rızası aranmaz Ancak inşai dava hakkının inşai haktan farklı olarak istenen hukuki sonucun ortaya çıkması için bir muhakeme ve neticesinde mahkeme hükmü gerekmektedir.
İnşai haklardan bir kere kullanıldıktan sonra geri dönmek mümkün değilken inşai dava açıldıktan sonra davacı davasından feragat ederek hakkın kullanımından vazgeçebilmektedir.
İnşai davanın sınırlı sayıda olma özelliği nedir?
Kanun koyucu, tespit ve eda davalarında mahkemeleri genel nitelikteki hukuk kuralları ile hüküm vermeye yetkili kılmıştır; fakat yenilik doğuran davalar için genel bir yetki söz konusu değildir.
Hukuki yararın söz konusu olduğu hallerde tespit davası açmak her zaman mümkün olacaktır yahut maddi hukuka ilişkin herhangi bir talep söz konusu olduğunda eda davasının açılabileceği kuşkusuzdur. Bunun için özel kurallara ihtiyaç yoktur.
İnşai davanın açılabilmesi için ise kanunun bunu açıkça öngörmüş olması gerekmekte, aksi takdirde yenilik doğuran bir beyanla yenilik doğuran hak sonucunu doğuracak, işlevini yerine getirecektir.
Örneğin boşanmanın dava yolu ile gerçekleşebileceği ve sonucun mahkemenin vereceği karar ile belirleneceği, kanunda açıkça düzenlenmiş olması sebebiyle, boşanma ancak dava yoluyla meydana gelir.
Bir başka deyişle yenilik doğuran hakkın dava yolu ile kullanılabileceği durumların kanun koyucu tarafından ayrı ayrı düzenlenmesi gerekmektedir.
Geçmişe etkili inşai davalar:
-soybağının reddi davası (TMK md. 286),
-soybağının kurulmasına itiraz davası (TMK md. 294),
-tanımanın iptali davası (TMK md. 297),
-babalık davası (TMK md. 301 vd.),
-ölüme bağlı tasarrufların iptali davası (TMK md. 557 vd.),
-tenkis davası (TMK md. 560),
– anonim şirket genel kurul kararlarının iptali davası (TTK md. 445, md.446, md.448 vd.),
-limited şirket genel kurul kararlarının iptali davası (TTK md. 622),
-kooparetif genel kurul kararlarının iptali (Kooperatifler Kanunu md.53)
Geleceğe etkili inaşi davalar:
-vakıfları feshi davası (TMK md.116/2)
– derneklerin feshi davası (TMK md. 89),
-boşanma davası (TMK md. 148 vd.),
-mirasın taksimi davası (TMK md. 642),
-evlenmenin butlanı davası (TMK md.146 ve 156),
-adi ortaklığın feshi davası (TBK md. 639/7),
– kollektif şirketin feshi davası (TTK md. 243),
-anonim şirketin feshi davası (TTK md. 530),
-limited şirketin feshi davası (TTK md.636/3)
Emsal Kararlar
‘’ Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Soybağının reddi istenen S.D.3.11.2004 tarihinde nüfusa tescil edilmiş olup dava 31.12.2004 tarihinde açılmakla süresindedir (TMK.md.289/son). 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Yasanın 50 maddesi yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş bulunan ve o devlet kanunlarınca kesinleşmiş ilamların Türkiye’de sonuç doğurabilmesinin verilecek tenfiz kararına bağlı olduğunu;
58. maddesi de yabancı ilamın kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilmesinin ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlı bulunduğunu, ancak tanımada 54. maddenin (a) bendindeki koşulun aranmayacağını hükme bağlamıştır.
Soybağının reddine ilişkin davalar, inşai davalardan olup (2 HD. 18.6.2008 gün 2008/5375-8868 sayılı kararı).
yabancı mahkeme ilamının Türk Hukuku bakımından hukuki sonuç doğurması tanımaya bağlıdır. Hükme dayanak yapılan yabancı mahkeme kararı tanınmadığına göre, mahkemece yapılacak iş;
davacı tarafa yabancı ilamın tanınması hakkında dava açmak üzere süre verilmesi, sonucunun beklenmesi, olmadığı takdirde davacının diğer delillerinin toplanması, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, tanınmayan yabancı mahkeme ilamı esas alınmak suretiyle eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.09.12.2010 ‘’ Yargıtay 2. HD., E. 2009/17510 K. 2010/20723 T. 9.12.2010
‘’ Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davacı Faize’nin davasının feragat nedeniyle reddine;
diğer davacı Mehmet Zafer’in davasının ise kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; Dava, tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davacı F…’nin davasının feragat nedeniyle reddine; diğer davacı M… Z…’in davasının ise kabulüne karar verilmiş olup, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakanın 64, 115, 262, 263, 122, 265 ve 116 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarının bir kısmını 27.5.1997 ve 26.6.1997 tarihli sağlararası tasarrufu ile davalıya temlik ettiği anlaşılmaktadır. Davacılar, miras bırakanın yaptığı temlikler nedeniyle saklı payının zedelendiğini ileri sürerek, tenkis isteğiyle eldeki davayı açmışlardır.
Gerçekten de, tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (teberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır.
Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Bununla birlikte diğer koşulların yanında davanın süresinde açılması da zorunludur.
Hemen belirtilmelidir ki; 743 Sayılı Kanuni Medeninin 513.maddesi hükmünde öngörülen süreler zamanaşımı iken 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun aynı yasal düzenleme (tenkis davası) için öngördüğü süreleri 571.maddesi hükmüyle hak düşürücü süre olarak kabul edildiği görülmektedir.
Diğer taraftan, Türk Medeni Kanununun yürürlüğü ve uygulama şekli hakkında 4722 Sayılı Yasanın 1/1.maddesinde “Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun hükümleri uygulanır.”
Düzenlemesine yer verilmiş ve aynı yasanın “mirasçılık ve mirasın geçişi” başlığını taşıyan 17.maddesinde de mirasçılık ve mirasın geçişini miras bırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olayda, miras bırakan 20.6.2007 tarihinde ölmüş olup, buna göre eldeki davada gözetilmesi gerekli yasal düzenlemenin 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu olacağı açıktır.
Bilindiği üzere; tenkis davalarında hak düşürücü süreyi düzenleyen Türk Medeni Kanununun 571. maddesinde iki ayrı ilkeye yer verilmiştir. Birincisi öğrenme gününü esas alan bir yıllık süre, diğeri ise, vasiyetnameler için açıldıkları günden, tenkise tabi diğer bütün tasarruflar için de miras bırakanın ölüm tarihinden itibaren on yıllık süredir. Oysa, mahkemece bu konuda bir araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın neticeye gidilmiştir.
O halde, mahkemece öncelikle bu konuda bir inceleme, araştırma ve soruşturma yapılarak hak düşürücü sürenin değerlendirilmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik tahkikatla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir.
Kabulüyle, hükmün açıklanan nedene hasren (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.’’ Yargıtay 1. HD., E. 2013/9474 K. 2013/13385 T. 25.9.2013
‘’ Uyuşmazlık; TBK. nun 639/7. (BK. nun 535/7) maddesi uyarınca mahkemeden alınacak inşai kararla ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve özellikle dinlenilen tanık beyanları ile kardeş olan taraflar arasında adi ortaklığın kurulduğu ispatlanmış olup, tarafların ortaklığın mal varlığını oluşturan araçları 2008 ve 2009 yıllarında birlikte kullandığı, ancak 2010 yılında ortaklığın eylemli olarak sona erdiği anlaşılmaktadır. Esasen, ortaklığın kurulduğu hususu mahkemenin de takdirindedir.
TBK. nun. 147/4 (BK. nun 126/4) maddesi uyarınca, adi ortaklıktan doğan davalar beş yıllık zamanaşımına tabidir. Zamanaşımının başlangıcı ise, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre adi ortaklığın sona ermesi ile başlar.
Zira, sona erme sebeplerinin gerçekleşmesi ile birlikte ortaklık tasfiye aşamasına girmekte olup, buna bağlı olarak ortakların tasfiye alacağını isteme hakkı da muaccel olmuş olur(TBK. Md 149, BK. md. 128).Somut olayda, ortaklığın eylemli olarak sona erdiği 2010 yılından, davanın açıldığı 17.05.2013 tarihine kadar beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı belirgindir. Öte yandan, yukarıda açıklandığı üzere adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi davası geleceğe etkili inşai davalardandır.
Bilindiği üzere, inşai dava ile davacının talep sonucu olarak, var olan bir hukuki durumun değiştirilmesini veya kaldırılmasını veya yeni bir hukuki durumun yaratılmasını istemesi gerekir.
Eldeki davada da davacı, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesini istemiş; ancak tasfiye (sermaye ve kar payından ibaret) alacağının değerinin tam olarak belirlenmesi mümkün olmadığından, tespit edebildiği ölçüde asgari miktarı (5.790) TL göstermiştir. Diğer bir anlatımla, davada talep sonucu açık bir şekilde gösterilmiştir.
Hal böyle olunca; mahkemece; 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesi uyarınca, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümlerinin dikkate alınması;
ve 642. vd. maddelerindeki tasfiye hükümlerinin somut olaya uygulanması suretiyle uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.’’ Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2014/19810 E. , 2014/17025 K.
‘’ Bir kimsenin tek taraflı irade beyanıyla yeni bir hukuki ilişki meydana getirebildiği hallerde kurucu(inşai-yenilik doğurucu) hakların varlığından sözedilir. Kural olarak inşai hak sahibinin bu hakkını tek taraflı olarak kullanmasıyla hukuki sonuç doğar.
Ancak bazı inşai haklarda hak sahibinin bu hakkını tek taraflı olarak kullanmasıyla hukuki sonuç kendiliğinden doğmaz. Bu inşai hakların mutlaka mahkeme aracılığı ile kullanılması gerekir. Mahkeme inşai davanın kabulüne karar verirse bu karar inşai niteliktedir. Çünkü bu kabul kararı ile yeni bir hukuki durum yaratılır.
Bu durumda açılan davaya inşai dava denilebilir ve bu inşai hakkına dayanarak mahkemeden bir hukuki durumun değiştirilmesine veya kaldırılmasına veya yeni bir hukuki durumun yaratılmasına karar verilmesini ister. İnşai davaların kabulü halinde verilen inşai kararlar kural olarak geleceğe etkilidir. Yani bu hakkın kazanılması ile ortaya çıkan yenilik doğurucu etki kural olarak gelecek için olup geçmişe etkili değildir.
Geleceğe etkili inşai davaların kabulü halinde verilen inşai kararlarda hukuki durumdaki değişiklik diğer bir söyleyişle yeni hukuki durum yaratılması ancak inşai kararın kesinleşmesi ile meydana gelir. İnşai hükümlerin geçmişe etkili olması istisna olup, ancak özel bir neden bulunması halinde mümkündür.
Öte yandan, inanç sözleşmesine dayalı olarak temlik edilen taşınmazın tekrar inanana dönmesi amacıyla gayrimenkul mülkiyetinin kazanılması için açılan davalar da geleceğe etkili inşai (kurucu-yenilik doğurucu) dava niteliğindedir.
Somut olaya gelince; davanın açıldığı tarih itibariyle davacı kayıt maliki olup, Türk Medeni Kanunun 683. maddesinden kaynaklanan mülkiyet hakkına dayandığı ve dava tarihinden geriye doğru ecrimisil talebinde bulunduğu, her ne kadar davalılar yargılama sırasında kesinleşen Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 01.10.2010 tarihli;
2008/189 Esas, 2010/294 Karar sayılı kararına istinaden çekişme konusu bağımsız bölümde davacı ile birlikte paydaş haline gelmiş iseler de, anılan kararın yukarıda açıklandığı üzere inşai (yenilik doğurucu) nitelikte olup, geriye doğru yürümeyeceği ve kesinleşmesinden sonra sonuçlarını doğuracağı açıktır.
O hâlde; dava konusu yapılan ecrimisil döneminde davalılar üçüncü kişi konumunda olup, ecrimisilden sorumlu olacakları kuşkusuzdur.’’
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2013/13788 E. , 2014/16102 K.
İnşai davaların kapsamı ve uygulama alanları hakkında daha fazla bilgi için Adalet Bakanlığı’nın resmi sayfasını ziyaret edebilir veya iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.”



