Belirsiz Alacak Davası

Belirsiz alacak davası HMK’nin 107. maddesinde düzenlenmiştir.

Bu madde hükmüne göre davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı ya da değeri tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği ya da bunun imkânsız olduğu hallerde alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari miktarı veya değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
Belirsiz alacak davası açılabilmesi için istenen talep sonucunun miktar bakımından belirlenmesi davacı tarafından beklenemeyecek ya da imkânsız olması gerekir. Böyle bir durumda alacaklı asgari bir değer ya da miktar belirtmek suretiyle dava açar. Ancak bazı alacaklar için hukuki ilişkiden doğan zarar baştan tespit edilemez.

Belirsiz Alacak Davası

Belirsiz Alacak Davası Bu gibi hallerde bir incelemeye gerek duyulur.
Belirsiz alacak davası daha çok zararın baştan itibaren belirlenemediği tazminat taleplerinde sıklıkla başvurulan bir yoldur. Daha çok para alacaklarına ilişkin açılan bir davadır. Belirsiz alacak davasında bilirkişi raporlarının sunulması, delillerin elde edilmesi ve yapılan incelemelerin ardından alacak tam ve kesin olarak belirlenir ve davanın eda davasına dönüşmesi söz konusu olur.

Belirsiz Alacak Davası Nerede Açılır?

Malvarlığına ilişkin açılacak olan belirsiz alacak davasında asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Ancak açılacak olan belirsiz alacak davası ticari nitelikteyse asliye ticaret mahkemesi görevlidir.

Belirsiz Alacak Davasında Islah Yapılabilir mi?

Belirsiz alacak davasında davacı HMK m.107/2’ye göre alacağın miktarının ya da değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, tahkikat sona ermeden hâkim tarafından verilecek iki haftalık kesin süre içerisinde talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Bununla birlikte HMK m.176 vd. göre bir kez de ıslah edebilir.

Kısmi Dava Islah ile Belirsiz Alacak Davasına Dönüşür mü?

Yargıtay’ın 2023 yılında vermiş olduğu karara göre tam ıslah yoluyla bile belirsiz alacak davası, kısmi davaya; kısmi dava da belirsiz alacak davasına çevrilemez.

Belirsiz Alacak Davasında Zamanaşımı
Belirsiz alacak davasıyla amaç alacağın net olarak belirlenemediği hallerde davacının alacağına en az zararla ve en kısa sürede alması amaçlanmaktadır. Alacaklı belirsiz alacak davası ile alacağını dava açılırken bilmese bile yargılama devam ederken bilirkişi tarafında yapılan hesaplama sonucunda alacağın tümünü aynı dava esnasında hüküm altına aldırabilir.
Belirsiz alacak davasındaki en önemli husus zamanaşımıdır.

Bu dava açıldığında belirli olmayan dava değeri içinde zamanaşımının kesilmesidir. Dava açılırken dava değeri olarak geçici bir değer gösterilir. Fakat bu durumda davacı talep konusunu açıkça bildirdiğinden dolayı zamanaşımı alacağın tümü için kesilir. Ve böylece alacağın miktarının net olarak belirlenemediği durumlarda belirsiz alacak davası açılarak alacağın belirsiz net olarak belirlenemeyen kısmının zamanaşımına uğramasını engeller. Ve böylece zamanaşımı alacak davasının açıldığı tarihte tüm alacak için kesilir.

Belirsiz Alacak Davasında Faiz

Belirsiz alacak davasında faizin başlangıcı ileride belirlenecek olan tam ve kesin miktarda dâhil tüm alacak davasının açıldığı tarihtir. Borçlu taraf dava açılmadan önce temerrüde düşmüşse faizin başlangıcı temerrüt tarihidir. İş mahkemelerinde görülen kıdem tazminatının tahsili davasında faiz başlangıcı işten çıkış tarihi olarak kabul edilmektedir.

Belirsiz Alacak Davasında Feragat, Kabul ve Sulh

Feragat davacının talep sonucundan tamamen ya da kısmen vazgeçmesidir. Davadan feragat hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Belirsiz alacak davasından da feragat mümkündür. Feragat mahkemenin ya da karşı tarafın iznine bağlı değildir.

Davanın kabulü de aynı şekilde mahkemenin ya da karşı tarafın iznine bağlı değildir. Davalı taraf, davaya verdiği cevap dilekçesinde mahkeme huzurunda davayı kabul ettiğini beyan edebilir. Belirsiz alacak davasında, alacak miktarı tamamen ve kesin olarak hesaplanmadan dava kabul edilirse, ilk bildirilen miktar kesinleşecektir. Böyle bir durumda dava yalnızca kabul edilen kısım için kabulle sonuçlanır.

Ama henüz kesin olarak belirlenemeyen kısım için davaya devam edilir.
Manevi tazminat davaları da belirsiz alacak davası olarak açılabilir. Bu davada tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalardan olduğu için sulh ile davaya son verilebilir.

Kısmi Dava Nedir?

Kısmi dava, bölünebilir nitelikte olan ve aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan bir alacağın ya da hakkın talep edilmesidir. Bu tür davalarda talep konusunun tamamı için dava açılabilme imkânı varken sadece bir bölümü talep edilmektedir.
Kısmi dava 6100 sayılı HMK’nin 109. Maddesinde tanımlanmıştır. Bu hükme göre talep konusunun niteliği sebebiyle bölünebilir olduğu durumlarda, yalnızca bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında eğer kısmi dava açılırsa talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.

Kısacası kısmi dava için iki şart gerekir. İlki talep konusunun bölünebilir olması gerekir. İkincisi ise aynı hukuki ilişkiden doğmalıdır.
Açılan davanın dava dilekçesinde kısmi dava diye belirtilmeye gerek olmayıp istem bölümüne ‘‘fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması’’ veya ‘‘alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum’’ denilmesi kural olarak yeterlidir.

Manevi tazminat davasındaki taleplerin kısmi dava olarak ileri sürülmesini Yargıtay hakimin takdir yetkisinin bölünmezliği gerekçesiyle kabul etmemektedir.

Belirsiz Alacak Davası ile Kısmi Dava Arasındaki Farklar Nelerdir?

Belirsiz alacak davasında alacaklının talep edeceği miktar tam ve kesin olarak belirlenebilir değildir, kısmi davada ise talep edilecek olan alacak miktarının tamamını bilen alacaklıya, alacağının bir kısmını talep edebilme hakkı tanınmıştır.

Belirsiz alacak davasında alacaklının alacağının tamamı için zamanaşımı süresi kesilecektir. Kısmi davada ise sadece talep edilen kısım için zamanaşımı kesilecektir.
Belirsiz alacak davasında alacaklı ıslaha gerek olmaksızın hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içerisinde talebini arttırabilecektir. Kısmi davada ise alacaklının başlangıçta ileri sürdüğü talebini arttırabilmesi için ıslah yoluna başvurması gerekmektedir.

Belirsiz alacak davasına sadece para alacakları için başvurabiliriz ama kısmi davada böyle bir koşul yoktur. Ve kısmi dava için tüm alacağın aynı hukuki ilişkiden doğmuş ve bölünebilir olması gerekir.

EMSAL KARARLAR

YARGITAY 7.HD., E.2015/4773 K.2015/9246 T.18.5.2015

DAVA KONUSU İSTEMİN ÖZETİ: Belirsiz alacak davasının açılmasının sonuçlarından biri de zamanaşımının kesilmesidir. (BK m.133/2).Yargıtay’ın bu güne kadar ki uygulamalarına göre zamanaşımı kesilmesi, dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlıdır ve dava edilmeyen kısım için zamanaşımı kesilmez. Ne var ki, bu kuralı HMK m.107 ile hukukumuza yeni giren belirsiz alacak davası bakımından uygulayabilmek mümkün değildir.

Aksinin kabulü, belirsiz alacak davasının kanun koyucu tarafından usul kanununda düzenlenmesine rağmen (daha başlangıçtan) reddi anlamına gelir. Belirsiz alacak davasında, kısmî alacak davasından farklı olarak, dava sırasında belirli hale gelen alacağın davaya sokulmasına izin verildiğinden, geçici talep sonucu ile açılan belirsiz alacak davasında, ileride belirli hale gelecek olan alacağın tamamı için zamanaşımı kesilmesi sonucu ortaya çıkar.

Asgari miktar belirtilerek açılan belirsiz alacak davasında mahkemece yapılan araştırma esnasında alacağın miktarının veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına (m.141, 319) tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilir.

Yapılan bu arttırım zamanaşımına tabi değildir.

Somut olayda; dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup miktar artırım dilekçesine karşı davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı savunmasının reddine karar verilmesi gerekirken zamanaşımı savunmasına itibar edilerek hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibarla hüküm kurulması hatalı olup bozma nedenidir.
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davalılara yükletilmesine, 18/05/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 7.HD., E. 2013/26193 K.2014/7473 T.07.04.2014

DAVA KONUSU İSTEMİN ÖZETİ: Davacı, her sabah 08:30 işe başladığını en erken akşam 19:00’da işi bıraktığını, bu çalışmanın çoğu zaman iş yerindeki tek kişi olmasından dolayı 24:00’a kadar devam ettiğini ancak karşılığını alamadığını, ayrıca hafta sonları ve genel tatillerde de devamlı olarak fazla mesai yaptığını, işverene yolladığı 15/05/2012 tarihli ihtarnamenin ardından işverenin kendisini aleyhine olan gerçek dışı bir takım belgeleri imzalaması için zorladığını, bunları imzalaması gerektiği;

aksi takdirde iş akdinin feshedileceğini ve yeni işinde olumsuz referans olunacağının yüzüne karşı söylendiğini, belgeleri imzalamadığından mecburen iş akdinin feshedilmesine razı olduğunu öne sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma , genel tatil ücreti ve hafta tatili ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacının Rusya’ya gidip çalışmak için işten çıktığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davacının 31/05/2012 günlü ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini işverene bildirdiği, işçilik alacaklarının bulunması sebebiyle sözleşmenin feshinin haklı sebebe dayandığı, fazla çalışma alacağı ile genel tatil ücreti alacağının ispatlandığı ancak hafta tatili çalışmalarının ispatlanamadığı, gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Taraflar arasında zamanaşımı definin dikkate alınıp alınamayacağı uyuşmazlık konusudur.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Belirsiz alacak ve tespit davası başlıklı” 107’inci maddesi;

“( 1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” “( 2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Belirsiz alacak davası öncelikle bir tür eda davasıdır.

Eda davasından farkı ise, talep sonucunda istenilen alacağın dava açıldığı anda tam olarak belirlenmemesidir. Belirsiz alacak davasında dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğu belirtilmelidir. Belirsiz alacak davası açıldığında, alacak yargılama aşamasında belirli hale geldiğinde, ıslah dilekçesi ile miktarın arttırılmasına gerek olmadığı gibi böyle bir durumda zamanaşımı def’ide savunmanın genişletilmesi yasağına takılır.

Oysa belirsiz alacak davası belirtilmeden açılan kısmi davada, yargılama sırasında miktarın ıslah ile arttırılması durumunda, davalının ıslah zamanaşımı savunmanın genişletilmesi yasağına takılmaz.
Somut olayda, davacı 08.06.2012 tarihli dava dilekçesi ile davasını HMK’nın 107. maddesine göre belirsiz alacak davası olarak açmıştır. Davacı davasını belirsiz alacak davası olarak açtığına göre 25.06.2013 tarihli dilekçesi ıslah dilekçesi olmayıp talep arttırım dilekçesidir. Bu nedenle, ıslaha karşı zamanaşımı savunması dinlenemez.
Mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlerle; açılan belirsiz alacak davası kısmi dava olarak, talep arttırım dilekçesi ise ıslah dilekçesi olarak kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımının dikkate alınması hatalı olup bozma nedenidir.
3-İş akdinin feshedildiği tarih 29.05.2012 olduğu halde mahkemece 29.05.2010 olarak kabul edilerek kıdem tazminatına bu tarihten faiz yürütülmesi de isabetsiz olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 07.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 9.HD., E.2021/7853 K.2021/11914

DAVA KONUSU İSTEMİN ÖZETİ: Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait hastanede 11/11/2008-05/05/2017 tarihleri arasında çocuk sağlığı ve hastalıkları dalında doçent doktor olarak çalıştığını, 2008-2016 yılları arasında aylık ücretinin net 40.000,00 TL olduğunu, 01/03/2017-05/05/2017 tarihleri arasında ise net 30.000,00 TL’ye ilaveten hak ediş ödenmesi usulüyle çalıştığını, müvekkilinin ücretinin sürekli olarak geç ve eksik ödendiğini, bu sebeple iş sözleşmesinin müvekkilince haklı nedenle feshedildiğini, Mart, Nisan ve Mayıs aylarına ait ödenmemiş ücret alacağının bulunduğunu, fazla çalışma yaptığını ve tatil günlerinde çalıştığını, yıllık izinlerinin bir kısmını kullanmadığını, tazminat ve işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti;

aylık ücret, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücretinin tahsilini istemiştir.

Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının dava dışı … A.Ş. bünyesinde çalıştığını, müvekkilinin … A.Ş.’den işletme ruhsatını devraldığını, şirketler arasında işyeri devri ilişkisi bulunmadığını, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacıdan kaynaklanan sebeplerle iş sözleşmesi sona erdiğinden davacının kıdem tazminatına hak kazanmadığını, işyerinde fazla çalışma yapıldığında karşılığı ücretin ödendiğini, ulusal bayram ve genel tatillerde çalışılmadığını, vardiya usulü çalışan personele ise tatil günü çalışması karşılığı ücretin ödendiğini, haftada bir gün hafta tatili izninin kullandırıldığını, davacının yıllık izinlerini de kullandığını, ödenmemiş ücret alacağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemes iKararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İstinaf Başvurusu:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Kararı,davalı vekili temyiz etmiştir.

Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, belgelere ve tüm dosya kapsamına göre;

davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Taraflar arasında, kıdem tazminatı talebinin belirsiz alacak davasına konu edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinin 1. fıkrasına göre, “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir”.

6100 sayılı Kanunun 107. maddenin 2. fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de “karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)”belirlenebilme hali açıklanmıştır.

Davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.

Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.

Alacağın miktarının belirlenebilmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda hukuki imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda davacı alacaklı, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını bilemeyeceği için davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını belirleyebilecek durumda değildir.
Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır.

Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir.

İş yargılamasında sıklıkla davaların yığılması söz konusu olmakla alacağın belirsiz olma kriterleri her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Diğer yandan, aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde bazı alacaklar için belirsiz alacak davası bazıları için kısmi dava açılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.
Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve ücret alacakları işçi tarafından bilinmekle kural olarak belirsiz alacak davasına konu edilemez.

Ancak hesabın unsurları olan sosyal hakların (ayni olarak sağlanan yemek yardımı gibi) miktarının belirlenmesi işveren tarafından sunulacak belgelere göre belirlenecek ise, kıdem ve ihbar tazminatı belirsiz alacak davasına konu edilebilir.

Bununla birlikte taraflar arasında ücret ve ücret ekleri konusunda olası tartışmanın, kıdem tazminatı tavan sınırlaması nedeniyle sonuca etkili olmaması halinde kıdem tazminatının belirsiz alacak davasına konu edilmesi söz konusu olmayacaktır. (Nuri Çelik/Nurşen Caniklioğlu/ Talat Canpolat: İş Hukuku Dersleri, …, 2017, s. 58.; Uğur Tülü, 4857 Sayılı İş Kanunu Kapsamında Belirsiz Alacak Davası Uygulaması, …, 2021, s. 219.
6100 sayılı Kanunun 107. maddesinin gerekçesinde “Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır.

Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez.

Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez.”

şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkânlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. Şu halde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri belirlenebilir durumda ise, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmelidir. Burada hukuki yarar eksikliğinin tamamlanabilir dava şartı olmadığı sonucuna varılmıştır.

7251 sayılı Kanun ile 107. maddede yapılan değişiklikler şartları olmadığı halde açılan belirsiz alacak davasında davacıya süre verilerek hukuki yarar eksikliğini tamamlama imkânı tanımamaktadır. Dairemizce sözü edilen düzenleme, şartları mevcut olan belirsiz alacak davasında yapılan yargılama ile alacağın belirli hale gelmesi durumunda hâkimin geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için alacaklıya süre vermesi gerektiği yönünde değerlendirilmiştir.

Somut olayda, dava belirsiz alacak davası olarak açılmıştır.

Davanın İlk Derece Mahkemesince kısmen kabulü üzerine taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuş ve Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulüyle İlk derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak yeniden hüküm tesis edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, davalı vekilinin dava konusu taleplerin belirsiz alacak davasına konu edilmesinin mümkün olmadığına ilişkin istinaf sebebini incelemiş ve davacının ücretinin 01/03/2017 tarihli iş sözleşmesinde garanti ücret ve ciroya bağlı hak ediş toplamı olarak belirlendiği, fesih tarihi itibariyle garanti ücret kısmının 30.000,00 TL olduğu hususlarının ihtilaf dışı olduğu;

her ne kadar ücretin ciroya bağlı değişen oranlardaki hak ediş kısmının belirlenebilmesi için işveren tarafından düzenlenmesi gereken belgelerin sunulması ile tahkikata ihtiyaç duyulacak ise de, kıdem tazminatı talebi yönünden tavan sınırlaması bulunduğundan ücretin ciroya bağlı hak ediş kısmının tespitinin somut olayda neticeye bir etkisinin olmadığı, ücretin tarafların kabulünde olan garanti bölümünün (30.000,00 TL) dahi tek başına, fesih tarihindeki kıdem tazminatı genel tavanını (brüt 4.426,16 TL) aştığı, dolayısıyla kıdem tazminatının hesaplanmasında her halukarda tavan tutarın esas alınması gerektiğini belirtmek suretiyle dava konusu kıdem tazminatının belirsiz alacak olarak nitelendirilemeyeceğini açıklamıştır.

Bununla birlikte, davacı tarafça şartları oluşmamasına rağmen belirsiz alacak davasına konu edilen kıdem tazminatı talebinin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmemesi gerektiği ve davanın kısmi dava olarak nitelendirilip görülmesi gerektiği kanaatine varılarak bu yöndeki istinaf talebinin reddine karar vermiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi’nin kıdem tazminatı alacağının belirsiz alacak olarak nitelendirilemeyeceği yönündeki gerekçesi kıdem tazminatı tavanını öngören kuralın mutlak emredici nitelikte olduğu ve ücretin tarafların kabulünde olan garanti bölümünün tek başına, fesih tarihindeki kıdem tazminatı genel tavanını aştığı nazara alındığında isabetlidir. Ancak bu hukuki tespite rağmen davanın kısmi dava olarak nitelendirilip görülmesi gerektiği sonucuna varılması yerinde değildir.

Şöyle ki, davacının dava açarken kıdem tazminatı miktarını belirleyebilmesi için uhdesinde gerekli veri ve bilgilerin bulunduğunun kabul edilmesi gerekli olup, kıdem tazminatı yönünden belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Buradaki hukuki yarar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114’üncü maddesi gereğince dava şartı olup;

sonradan hakim tarafından verilecek süre ile davacı tarafından ya da Mahkemece re’sen belirsiz alacak davasının kismi dava türüne tahvil edilmesi suretiyle tamamlanması mümkün olan bir dava şartı değildir. Bu nedenle belirtilen talep yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
Sonuç:
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 15.09.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Hukuki destek almak, danışmanlık hizmetlerimiz hakkında bilgi edinmek veya sorularınızı iletmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz. Size en kısa sürede dönüş yapabilmemiz için iletişim sayfamızı ziyaret edin.

Ayrıca, ilgili yasal düzenlemeleri incelemek için Mevzuat.gov.tr adresinden resmi kaynaklara ulaşabilirsiniz.

Benzer Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hemen Ara
WhatsApp