Kaçak Nedir? Kaçağın Cezası Nedir?

Ceza Muhakemesi Kanununun 244. Maddesinde gaip düzenlenmiştir. Bu maddeye göre bulunduğu yer bilinmeyen ya da yurt dışında bulunup da yetkili mahkeme önüne getirilemeyen ya da getirilmesi uygun bulunmayan sanık gaip sayılır.

Gaip Nedir?

Gaip Nedir? Gaip hakkında mahkeme delillerin ele geçirilmesi ve korunması için gerekli işlemleri yapar ancak gaip hakkında duruşma açılamaz.

Bu işlemler istinabe olunan mahkeme aracılığıyla yapılabileceği gibi naip hâkim aracılığıyla da yapılabilir. Yine bu işlemler sırasında sanığın müdafisi, eşi ya da kanuni temsilcisi hazır bulunabilir. Müdafisi yoksa gerektiği takdirde mahkeme tarafından barodan müdafi görevlendirilmesini ister.

Kaçak Nedir? Kaçağın Cezası Nedir?

Kaçak Nedir? Kaçağın Cezası Nedir? Hakkında açılan soruşturmanın ya da kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan ya da yurt dışında olup da bu nedenle Cumhuriyet Savcısı veya mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kişiye kaçak denir.

Hem gaiplikte hem de kaçaklıkta kendisine ulaşılamayan bir sanık söz konusudur. Ancak kaçaklıkta sanık bu durumu bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektedir. Gaiplikte ise bu durum bilinçli bir şekilde meydana gelmiş değildir.

Kaçaklık Kararı Kim Tarafından Verilmektedir?

Kaçaklık kararını soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı, kovuşturma evresinde ise ceza davasının görüldüğü mahkeme vermektedir. Kişi hakkında kaçaklık kararı verilebilmesi için;

Şüpheli ya da sanık hakkında soruşturma ya da kovuşturmanın başlatılmış olması gerekir.

Şüphelinin ya da sanığın sırf soruşturma ya da kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak için bilinçli olarak kendisine ulaşılamaması gerekir.

Şüpheli ya da sanığın işlediği iddia edilen suçun Türk Ceza Kanunu’nda ifade edilen katalog suçlardan olması gerekir.

Şüpheli ya da sanığa usulüne uygun tebligat gönderilmesi buna rağmen savcılık veya mahkeme önüne çıkmaması ve bu nedenle de zorla getirme kararının çıkarılmış olması gerekir.

Zorla getirme kararına rağmen de savcılık ya da mahkeme önüne getirilemeyen şüpheli veya sanık hakkında kaçaklık kararının verilebilmesi için ilan yapılması, koşullarının yerine getirilmesi gerekmektedir.

Kaçaklık Kararı Verilecek Suçlar Nelerdir?

Her suç için sanık veya şüpheli hakkında kaçaklık kararı verilemez. Belli başlı suçlar için kaçaklık kararı verilir. Bunlara kısaca katalog suçlar da denilebilir. Sayacağımız suçlar hakkında kaçaklık kararı verilebilir:

Parada Sahtecilik Suçu

Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma

Zimmet Suçu

İrtikap Suçu

Rüşvet Suçu

İhaleye Fesat Karıştırma

Edimin İfasına Fesat Karıştırma

Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar

Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

Silahlı Örgüt Suçu ve bu örgütlere Silah Sağlama

Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda Tanımlanan Silah Kaçakçılığı Suçları

Bankalar Kanunu’nun 22’nci maddesinin 3 ve 4 numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu

Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74’üncü maddelerinde tanımlanan suçlar

Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suçlar

Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti

Hırsızlık

Yağma

Güveni Kötüye Kullanma

Dolandırıcılık

Hileli İflas

Kaçak Sanık Hakkında Kovuşturma İşlemi Yapılabilir mi?

Kaçak sanık hakkında kovuşturma işlemi yapılabilir. Kaçak sanık hakkında duruşma da açılabilir ancak kişinin daha önce sorgusu yapılmamış ise yokluğunda mahkûmiyet kararı verilemez.

Ama kovuşturma işleminin sonunda mahkûmiyet dışındaki beraat, güvenlik tedbirine hükmolunması, davanın reddi, davanın düşmesi, ceza verilmesine yer olmadığı kararlarından biri verilecekse sanığın sorgusu alınmamış olsa dahi mahkeme bu kararları verebilir.

Şüpheli veya sanık kaçak olsa dahi mahkeme delillerin ele geçirilmesi ve korunması için gerekli tedbirleri alır. Örneğin tanık dinleyebilir, keşif yoluyla her türlü delili toplayabilir.

Mahkeme kovuşturma aşamasında kaçak sanık hakkında duruşma yapmak zorunda değildir.

Duruşma yapabileceği gibi duruşmasız da yapabilir. Eğer duruşma yapılacaksa ve kaçak sanığın da müdafisi yoksa mahkeme tarafından barodan müdafi görevlendirilmesini ister.

Kaçak Şüpheli veya Sanık Tutuklanabilir mi?

Tutuklama niteliği itibariyle bir koruma tedbiridir. Tutuklama kararı hâkim veya mahkeme tarafından verilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gıyabi tutuklama bulunmamaktadır. İstisnası kaçaklar hakkında yokluğunda tutuklama kararı verilebilir.

Sanık veya şüpheliye soruşturma aşamasında kaçaklık kararı verilmişse, gıyabi tutuklama kararı vermeye sulh ceza hâkimliği görevlidir.

Sanık veya şüpheli hakkında kovuşturma aşamasında kaçaklık kararı verilmişse yokluğunda tutuklama kararı vermeye yargılamayı yapan mahkeme görevlidir.

Kaçak sanık veya şüpheli hakkında gıyabi tutuklama kararına 7 gün içinde itiraz edilebilir.

Kaçak Hakkındaki Güvence Belgesi Nedir?

Savcılık veya mahkeme tarafından kaçak şüpheli veya sanığa ulaşılamaz ise kaçağın duruşmaya geldiğinde tutuklanmayacağına dair düzenlediği bir güvence belgesidir.

Ancak mahkemeye veya sulh ceza hâkimi bu güvence belgesini de bazı koşullara bağlayabilir.

Kaçağın işlediği her suç için güvence belgesi verilmez. Hangi suçlar hakkında güvence belgesi verileceği CMK’nin 248/2’de yer alan katalog suçlar açısından verilebilir.

Sanık güvence belgesini hangi suç için almışsa o suç için geçerlidir. Sanığın yargılandığı bir ceza davasında aldığı güvence belgesi başka bir ceza davasında geçeri değildir.

Bazı hallerde de güvence belgesi verilemez. Üst sınırı 2 yıl olan suçlar ile adli para cezası yaptırımını gerektiren suçlar hakkında güvence belgesi verilemez.

Çünkü bunlarda zaten tutuklama kararı verilemez. O halde tutuklama kararının verilemeyeceği hallerde sanık ya da şüpheliye güvence belgesi de verilemez.

Kaçak Şüpheli veya Sanık Hakkında Verilen Güvence Belgesi Hangi Hallerde Hükümsüz Hale Gelir?

1-) Kaçak sanığın yargılandığı ceza davasında kaçak sanığın hakkında bir mahkûmiyet kararı verilirse güvence belgesi hükümsüz kalır. Ancak burada kaçak sanık hakkında mahkûmiyet kararının verilmesi yeterlidir. Mahkûmiyet kararının kesinleşmesine gerek yoktur.

2-)Kaçak şüpheli veya sanığın kaçma hazırlığında bulunması halinde de güvence belgesi hükümsüz kalır. Ancak bunun için kaçma hazırlığının somut olgu ve delillere dayanması gerekir.

3-) Yukarıda da bahsettiğimiz gibi mahkeme veya sulh ceza hâkimi bu güvence belgesini belli şartlara bağlayabilir. Bu şartlara uyulmadığı takdirde güvence belgesi hükümsüz kalacaktır.

Güvence belgesi bir mahkeme kararıdır. Kura olarak mahkeme kararlarına itiraz edilemez ama güvence belgesi bir mahkeme kararı olmasına rağmen itiraz edilebilir.

Çünkü CMK m.247/7-8 hükmünde açıkça düzenlenmiştir. Verilen kararlara karara katılan, savcı veya sanık ya da avukatı itiraz edebilir.

Kaçağın Cezası Nedir?

Kaçak olan şahıs kaçak diye ayriyeten bir ceza almaz. Ama kaçaklık kararı verilen kişinin mallarına el konulabilir. Gıyabında (yokluğunda ) da tutuklama kararı çıkarılabilir.

EMSAL KARARLAR

YARGITAY 11.CD.,E. 2008/4388 T.12.5.2008

DAVA KONUSU İSTEMİN ÖZETİ: “5271 say ılı CMK’nın 248/2. maddesinde sayılı katalog suçların dışında kalan 2000 takvim yılında ‘sahte fatura kullanmak’ suçundan yargılanması nedeniyle hakkında ‘kaçak’ kararı verilemeyecek olan sanığa, mahkeme tarafından aynı Yasa’nın;

247/4. maddesi uyarınca yasaya aykırı şekilde müdafii olarak atanan Av.Emine’nin, hükmü bu sıfatla temyiz etme yetkisi bulunmadığından, varsa, öncelikle adı geçen avukatın sanık müdafii olduğuna ilişkin belgenin, yoksa, gıyabında verilen hükmün, sanığa tebliğ olunduğuna dair dosyada belgeye rastlanmadığından;

tebligat yapılmışsa belgesinin dosyaya konulması, aksi takdirde sanığa usulünce tebligat yapılıp belgesi ile verilmesi halinde temyiz dilekçesinin eklenerek iadesi ve bu dilekçe ile ilgili olarak ek tebliğname düzenlenmesi için dosyanın mahalline gönderilmesi”ne dair;

Dairemizce verilen 03.12.2007 gün ve 7931/8771 sayılı ilamı gereği, mahalli mahkemece, Av. Emine’nin 5271 sayılı CMK’nın 156. Maddesi gereğince sanık müdafii olarak atandığına ilişkin Balıkesir Baro Başkanlığı’nın 03.08.2005 gün ve tarihsiz

yazısı dosyaya konulmuş ise de, tüm dosya kapsamından anılan Yasa maddesi uyarınca müdafi atanma koşullarının da oluşmadığı anlaşılmakla; öncelikle adı geçen avukatın sanık müdafii olduğuna ilişkin belgenin, yoksa, gıyabında verilen hükmün, sanığa tebliğ olunduğuna dair dosyada belgeye rastlanmadığından;

tebligat yapılmışsa belgesinin dosyaya konulması, aksi takdirde sanığa usulünce tebligat yapılıp belgesi ile verilmesi halinde temyiz dilekçesinin eklenerek iadesi ve bu dilekçe ile ilgili olarak ek tebliğname düzenlenmesi için dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığıma TEVDİİNE, 12.05.2008

gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY CGK., E.2012/656 K.2012/222 T. 5.6.2012

DAVA KONUSU İSTEMİN ÖZETİ: Müdahiller vekilince 14.11.2000 tarihli dilekçe ile sadece sanık İ. H. S. aleyhine müdahale talebinde bulunulup, kabulüne karar verildiği, bilahare müdahiller vekilinin 17.06.2002;

16.09.2002 tarihli dilekçeleriyle sanıklar M. A. ve İ.K.’in de cezalandırılmalarını talep eylediği gözetilmeden, müdahale isteği niteliğindeki bu talepler hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmeyerek CYUY’nın 365 ve 366. maddelerine muhalefet edilmesi” isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyan Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesince 21.04.2005 gün ve 68-1023 sayı ile;

sanıkların 765 sayılı TCY’nın 64/2. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 450/4. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiş,

Resen temyize tabi olan hükmün sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C.Başsavcılığınca 19.09.2005 gün ve 140678 sayı ile, lehe yasa değerlendirmesi yapılması için dosyanın geri gönderilmesi üzerine yargılama yapan Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesince;

11.04.2006 gün ve 423-203 sayı ile; sanıkların eylemine uyan ve lehe olan 5237 sayılı TCY’nın 38. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 82/1-a maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

Resen temyize tabi olan hükmün sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.03.2008 gün ve 7044-2247 sayı ile;

“Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulaması Hakkındaki 5320 sayılı Kanunun;

5. maddesi uyarınca 1412 sayılı CMUK’nun yürürlükte olduğu dönemde verilen gıyabi tutuklama kararlarının yakalama emrine dönüşeceği ve adam öldürme suçunun CMK’nun 247 ve 248. maddelerinde öngörülen kaçaklarla ilgili katalog suçlar içersinde yer almadığı hususları dikkate alındığında;

sanıkların bizzat duruşmada hazır edilerek savunmalarının alınması ve değişen suç niteliğine göre ek savunma haklarının verilmesi gerektiği gözetilmeyerek CMK’nun 193 ve 226. maddelerine aykırı davranılması” isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına karar verilmiştir

“Mahkememizce, 1412 sayılı CMUK’nun yürürlükte iken sanıkların usulüne uygun savunmalarının alınması;

müdafiilerine ek savunma hakkı verilerek esas hakkında karar verilmesi, gıyabi tutuklama kararının sanıkların savunmalarının alınması amacıyla değil, verilen cezanın miktarına göre verilmesi, bu şekilde usule aykırılık bulunmaması dikkate alınarak Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24.03.2008 tarihli bozma ilamına uyulmamasına karar verilmiştir” gerekçeleri ile önceki kararda direnilmiştir.

Resen temyize tabi olan bu hükmün, sanıklar müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 09.04.2012 gün ve 399805 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkan¬lığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır

TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI

nceleme, sanıklar M. A. ve İ. K. hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır. Sanıklar müdafiince hükmün duruşmalı olarak incelenmesi istemiyle temyiz yasa yoluna başvurulmuş ise de;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunda temyiz incelemesinin duruşmalı yapılacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığından, sanıklar müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin reddiyle dosya üzerinde yapılan incelemede;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların savunma ve ek savunmalarının usul ve yasaya uygun olarak alınıp alınmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden; Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesinin 09.03.1998 gün ve 1998/27 değişik iş sayılı kararı ile sanıklar M. A. ve İ.K.’in kasten öldürme suçuna azmettirmeden gıyaben tutuklanmalarına karar verildiği, Gıyabi tutuklu olan sanıklar hakkında 17.10.2000 tarihinde kasten öldürme suçundan kamu davası açıldığı;

Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesince 19.02.2011 tarihinde müdafii huzurunda sanıkların yüklenen suçtan savunmaları alınarak, gıyabi tutukluluklarının vicahiye çevrildiği, Yerel mahkeme tarafından da 27.02.2001 günlü duruşmada sanıkların müdafii eşliğinde tekrar yüklenen suçtan savunmalarının alındığı, Bozmadan sonra yargılama yapan yerel mahkeme tarafından;

talimatla sanıkların bozmaya karşı diyeceklerinin sorulduğu, sanıklar hakkında 765 sayılı TCY’nın 450/4 ve 62. maddelerinin uygulanma olasılığı karşısında, 21.04.2005 günlü oturumda sanıklar müdafiine ek savunma hakkı verildiği ve sanıklar müdafiinin ek savunmada bulunduğu,;

Yerel mahkemenin 21.04.2005 günlü ikinci kararı ile 765 sayılı TCY’nın 64/2. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 450/4. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilen sanıkların, verilen cezanın miktarı ve sanıkların tutuklu kaldıkları süre gözetilerek gıyaben tutuklanmalarına karar verildiği,

Yargılama devam ederken 01.06.2005 tarihinde 5271 sayılı CYY’nın yürürlüğe girmesi üzerine, 5320 sayılı Yasanın 5. maddesi gereğince sanıklar hakkındaki gıyabi tutuklama kararının yakalama emrine dönüştürülmesine karar verildiği, İddia makamının;

sanıkların 5237 sayılı TCY’nın 38. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 82/1-a maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğine ilişkin esas hakkındaki görüşüne karşı sanıklar müdafiinin yazılı ve sözlü savunmada bulunduğu;

Hüküm tarihi itibarıyle sanıkların yakalama emri infaz edilememiş olup, yerel mahkeme tarafından 5271 sayılı CYY’nın 247-248. maddeleri uyarınca sanıkların kaçak olduğu yönünde bir karar da verilmediği, Anlaşılmaktadır.

Sanık hazır olmaksızın duruşma yapılamayacağı kuralını düzenleyen 5271 sayılı CYY’nın “sanığın duruşmada hazır bulunmaması” başlıklı 193. maddesinin birinci fıkrası, “Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz.

Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir” hükmünü amir olup, bu kuralın ayrıksı halleri ise aynı maddenin 2. fıkrasında “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir”,

194. maddenin ikinci fıkrasında; “Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse, dava yokluğunda bitirilebilir”,

195. maddede “(1) Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise;

sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır”,

200. maddenin birinci fıkrasında, “(1) Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir”,

204. maddesinde “(1) Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır.

Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister.

Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır” şeklinde gösterilmiştir. Anılan Yasanın uyuşmazlık konusunun çözümüne ışık tutan ve 1412 sayılı CYUY’nın 258. maddesine benzer şekilde düzenlenmiş olan “Suç niteliğinin değişmesi” başlıklı 226. maddesinde ise; “

1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.

3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.

4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır.

Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır” düzenlemelerine yer verilmiş olup, Ceza Genel Kurulunun 29.12.1998 gün ve 321–393 sayılı kararında belirtildiği üzere;

iddianamede gösterilen eylemin hukuki niteliğinin değişmesi ya da cezanın artırılmasını gerektiren hallerin, ilk defa duruşma sırasında ileri sürülmesi halinde, sanık veya müdafiine ek savunma hakkı verilmeden, sanığın iddianamede gösterilen suçun temas ettiği kanun hükmünden başkasıyla cezalandırılamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yargılamadan kaçmaları nedeniyle haklarında yakalama emri çıkartılan sanıkların yerel mahkeme tarafından, usul ve yasaya uygun olarak daha önceden savunmalarının alınmış olması ve 5271 sayılı CYY’nın 226/4. maddesinde ek savunma hakkının sanık müdafiine de verilebileceği şeklinde düzenlemenin bulunması karşısında;

yerel mahkemece, sanıklar müdafiine 765 sayılı TCY’nın 450/4 ve 5237 sayılı TCY’nın 82/1-a maddeleri uyarınca ek savunma hakkı verilmek suretiyle, sanıklar hakkında hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğuna ve hükmün esastan incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Açıklanan nedenlerle;

1- Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 13.09.2011 gün ve 189-309 sayılı kararındaki direnme nedenlerinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, hükmün esastan incelenmesi için Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.06.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Hukuki destek almak, danışmanlık hizmetlerimiz hakkında bilgi edinmek veya sorularınızı iletmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz. Size en kısa sürede dönüş yapabilmemiz için iletişim sayfamızı ziyaret edin.

Ayrıca, ilgili yasal düzenlemeleri incelemek için Mevzuat.gov.tr adresinden resmi kaynaklara ulaşabilirsiniz.

Benzer Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hemen Ara
WhatsApp