Makale Başlıkları
Şehit ve gazi sayılma davası, bir kişinin veya ailesinin, devlet tarafından şehit veya gazi olarak tanınması amacıyla açılan hukuki bir süreçtir.
Bu dava, özellikle terörle mücadele, askeri operasyonlar veya görev sırasında yaşanan olaylar sonucunda hayatını kaybeden veya yaralanan bireylerin haklarını koruma altına almayı hedefler.
Peki, şehit ve gazi sayılma davası nasıl açılır ve süreç nasıl işler? Bu makalede, şehit ve gazi sayılma kriterleri, başvuru süreçleri ve dava açma şartları hakkında detaylı bilgiler sunacağız.
Ayrıca, bu davaların sonuçları, maddi ve manevi hakların nasıl kazanılacağı ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken önemli noktaları ele alacağız.
Şehit ve gazi yakınları için kritik öneme sahip olan bu dava hakkında merak edilen tüm soruların cevaplarını, en güncel ve kapsamlı biçimde bu yazıda bulabilirsiniz.
Kimlere Şehit Denir?
Burada şehit ifadesinden kastedilen anlam hukuki anlamda şehit sayılmadır. Yürürlükteki kanunlarımızda kimlerin şehit ya da gazi sayılıp sayılmayacağı hususunda net bir tanımlama yapılmamıştır.
Kanunlarımızca şehit ya da gazi sayılanların genelde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından veyahut Sosyal güvenlik kurumu kabul etmediği takdirde mahkeme kararıyla haklarında vazife malullüğü aylığı bağlananlar olduğu anlaşılmaktadır.
Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Şehitlikleri ile Cenaze Törenlerinde Uyulacak Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 4’üncü maddesinde “Şehit” kavramı;
“Emniyet teşkilatı personelinden; yurtiçi veya yurtdışında terör ve anarşiyle mücadele, asayişin temini;
kaçakçılığın men ve takibi ile kanun ve nizamların kendisine vermiş olduğu diğer görevleri yaptıkları anda, göreve gittikleri sırada veya görevleri sona ermiş;
hatta emekliye ayrılmış olsalar bile yaptıkları hizmetten dolayı veya bu olay nedeniyle maruz kaldıkları yaralanma ya da hastalık sonucu vefat eden personel” olarak tanımlanmıştır.
Şehit ve Gazi Yakını Hak Sahipliği Belgesi Nereden Alınır?
Hak sahipliği belgesi Sosyal Güvenlik Kurumundan alınmaktadır.
Şehit ve Gazi Sayılmama İşlemlerine Karşı Ne Yapılmalıdır?
Bu işlemlere karşı kararın verildiği tarihten veya başvuru üzerine verilen ret cevabından itibaren 60 gün içerisinde İdare Mahkemesinde dava açılmalıdır.
Vazife Malullüğü Nedir?
Vazife malullüğü kamu görevlileri ile erbaş ve erlerin görevlerini yapmakta iken gerek görevlerinin çeşitli sebep ve tesiri ile gerekse işyerlerinde meydana gelen kazalar nedeniyle yürüttükleri görevleri yerine getiremeyecek derecede;
‘‘malul’’ olmaları veya hayatlarını kaybetmeleri halinde haklarında uygulanacak hükümlerin belirlendiği bir statüdür.
Yürürlükteki mevzuat hükümleri incelendiğinde kamu görevlilerinin malul hale gelmelerine veya hayatlarını kaybetmelerine neden olan olay veya kazanın niteliğine;
bu olayın ve kazanın oluşmasına neden olanların amaçlarına ya da meydana geliş yer ve zamanına göre vazife malullüğü farklı adlar ile karşımıza çıkmaktadır.
Bunlar Normal vazife malullüğü,Harp malullüğü, TSK vazife malullüğü, 2330 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü ve;
3713 sayılığı kanun kapsamında vazife malullüğü olmak üzere sınıflandırılmaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 47. Maddesine göre vazife malullüğü
Sigortalıların vazifelerini yaptıkları sırada veya vazife dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden veya kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken ya da idarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında veya işyerinde meydana gelen kazadan doğmuş olursa;
buna vazife malullüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malulü denir.
Bu kapsamda olanların malullükleri;
Vazifelerini yaptıkları sırada,
Vazifeleri dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden dolayı,
Kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken,
İdare tarafından sağlanan taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında,
İşyerinde meydana gelen kazadan doğmuş olursa, buna vazife malullüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malulü denilmektedir.
Vazife Malullüğü İçin Nereye Başvurulmalıdır?
Bir kamu görevlisinin vazife malulü sayılabilmesi için aktif olarak çalışan sigortalıların bağlı bulundukları kurumlara;
işinden ayrılanlarsa Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığına başvuruda bulunmaları gerekmektedir.
Vazife Malullüğü Hükümleri Hangi Hallerde Uygulanmaz?
Vazife malullüğü kamu görevlisi sigortalının;
Keyif verici içki ve her çeşit maddeler kullanırken,
Kanun, tüzük ve emir dışında hareket ederken,
Yasak fiilleri yaparken,
İntihara teşebbüsten,
Her ne suretle olursa olsun kendisine veya başkalarına menfaat sağlama veya zarar verme çabası içindeyken;
meydana gelmesi halinde vazife malullüğü hükümleri uygulanmaz.
Vazife Malullüğü Kapsamında Kimlere Aylık Bağlanmaktadır ve Koşulları Nelerdir?
Askerlik görevini icra ederken görevinin nedeni ve etkisiyle sakatlanan er ve erbaşlara ya da ölen er ve erbaşların hak sahiplerine aynı zamanda 5434 sayılı Kanunun 56.
Maddesinde sayılan öğrencilere aylık bağlanmaktadır.
Koşulları maluliyetin ilgili yasalar kapsamında görevini yaparken ortaya çıkması ve sağlık kurulu tarafından malul olduğuna karar verilmesi ve vazife malullüğünün tevsiki üzerine işlem yapılmaktadır.
Vazife Malullüğünün Tespiti
Bir kamu görevlisinin vazife malulü sayılabilmesi için bunun kurul tarafından tespit edilmesi gerekmektedir. Bu kurul ilgili Kurum tarafından kurulmaktadır.
Kurul Vazife Malullüğü Tespit Kurulu adını alır ve malullük durumu kurul tarafından karara bağlanır.
Tespit işlemleri SSİY, 5510 SSGSSK, Kamu Görevlilerinin Maluliyet İşlemleri Hakkında Tebliğ hükümlerine göre yapılmaktadır.
Bu tespit yapılırken birtakım belgeler istenmektedir. Gereken belgeler vazife malullüğüne neden olan olayın niteliklerine göre değişmektedir. Şu şekilde sıralanabilir;
Kütük kayıt defteri fotokopisi,
Olay yeri tespit tutanağı,
Ayrıntılı kaza,
İdari tahkikat raporları,
Olay esnasında görevli olduğunu gösterir nitelikteki belgeler,
Olay günü kıta amirince onaylanması gereken olay zabıt varakası,
Olay yeri krokisi,
İlk müdahale ve hava değişimi raporları,
Terhis belgesi,
Olay ölümle neticelenmiş ise ölüm ya da otopsi raporu,
Sakatlanma halinde ise kesin işlemli raporun aslı istenmektedir.
Şehit ve Gazi Sayılma İptal Davası
Anayasamızın 125. Maddesine göre ‘‘İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
’’ifadesi ile idarenin hizmet kusurundan veya kusursuz sorumluluğundan meydana gelen zararlar fark etmeksizin bu zararların giderilebileceği anlaşılmaktadır.
İdarenin işlemlerinden, eylemlerinden veya idarenin ihmalinden dolayı maddi ve manevi zarara uğrayan kişinin bu zararını tazmin etmesi için açılacak olan idari dava türüne tam yargı davası denir.
Tam yargı davası, idari işlemden kaynaklanan bir zararın tazminine dayanıyorsa iptal davasıyla birlikte açılabilir veya açılmış olan iptal davasının kesinleşmesinden sonra süresi içerisinde ayrı olarak da açılabilir.
İlgili konu bakımından askerlik görevini yerine getirirken terörle mücadele operasyonunda mayın patlamasında ya da silahlı çatışmada yaralanan veya şehit olan askerler;
operasyona, göreve gidip gelirken yaşanan trafik kazaları, arkadaşının silahından çıkan kurşun ile yaralanan ya da hayatını kaybedenler ve sosyal hayatta bunlara benzer olaylar yaşayanların açacağı dava tam yargı davasıdır.
Açılan davalarda meydana zarar ile orantılı olarak tazminat talep edilmesi gerekmektedir.
Emsal Yargı Kararları
Ankara BİM 10. İdari Dava Dairesi, E. 2020/589 K. 2020/1800 T. 13.10.2020
Davacıların İzmir Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmakta iken görevi başında bir polis memuru tarafından vurularak öldürülen oğullarının şehit;
sayılarak hakkında şehitlik işlemlerinin yapılması istemiyle yaptıkları başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle İçişleri Bakanlığına karşı açılan davada, On birinci Dairenin görevli olduğu hakkında.
Ve … vekili Av. … tarafından, İçişleri Bakanlığına karşı açılan davada, Ankara 12. İdare Mahkemesince verilen 21/02/2013 tarih ve;
E:2012/379, K:2013/333 sayılı kararın temyizen incelenmesi aşamasında, Danıştay On birinci ve Onuncu Daireleri arasında çıkan görev uyuşmazlığına ilişkin dosya incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, davacıların İzmir Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmakta iken;
18/03/2006 tarihinde görevi başında bir polis memuru tarafından vurularak öldürülen oğulları Polis Memuru;
…’nin şehit sayılarak hakkında şehitlik işlemlerinin yapılması istemiyle yaptıkları başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Danıştay Başkanlık Kurulunun 29/12/2016 tarih ve 2016/72 sayılı kararında, re ’sen emeklilik işlemleri dışında kalan kamu görevlileri emeklilik mevzuatından kaynaklanan davaların ve;
temyiz başvurularının On birinci Dairece çözümleneceği kuralına yer verilmiştir.
Mevzuatımızda “şehit” kavramının tanımını yapan genel bir yasal düzenleme bulunmamakla birlikte;
19/02/2001 onay tarihli Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Şehitlikleri ile Cenaze Törenlerinde Uyulacak Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 4’üncü maddesinde
“Şehit” kavramı; “Emniyet teşkilatı personelinden; yurtiçi veya yurtdışında terör ve anarşiyle mücadele, asayişin temini;
kaçakçılığın men ve takibi ile kanun ve nizamların kendisine vermiş olduğu diğer görevleri yaptıkları anda, göreve gittikleri sırada veya görevleri sona ermiş;
hatta emekliye ayrılmış olsalar bile yaptıkları hizmetten dolayı veya bu olay nedeniyle maruz kaldıkları yaralanma ya da hastalık sonucu vefat eden personel” olarak tanımlanmıştır.
18/05/2007 onay tarihli Emniyet Genel Müdürlüğü Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin 4’üncü maddesinde ise “Şehit” kavramının;
“Teşkilat mensuplarından yurt içinde ya da yurtdışında görevi başında ya da göreviyle ilgili olarak ölen ya da öldürülen Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce 1’inci derece vazife malulü aylığı bağlanan personeli ifade ettiği belirtilmiştir.
Olayda, davacıların İzmir Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan oğullarının bir başka polis memuru tarafından öldürüldüğü;
davacılar tarafından oğullarının şehit sayılarak hakkında şehitlik işlemlerinin yapılması istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı;
yukarıda aktarılan düzenlemelere göre şehitliğin vazife malullüğü aylığına hak kazanılması şartına bağlı olduğu, bu aylığın bağlanma koşullarının ise emeklilik mevzuatında düzenlendiği hususları dikkate alındığında;
uyuşmazlığın emeklilik mevzuatının değerlendirilmesi suretiyle çözümleneceği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, kamu görevlilerinin emeklilik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlığın temyizen incelenmesi görevinin;
Danıştay Başkanlık Kurulunun 29/12/2016 tarih ve 2016/72 sayılı kararı uyarınca On birinci Daireye ait bulunduğuna, dosyanın anılan Daireye gönderilmesine 02/02/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Danıştay 11. İdari Dava Dairesi, E.2012/8090 K.2013/9118 T. 25.10.2013
Dava, davacı tarafından, askerliğini yaparken vefat eden oğlundan dolayı vazife malulü aylığı bağlanması için yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, davacının oğlunun Konya İli Kulu İlçe Jandarma Komutanlığında jandarma er olarak bu görevi ifa etmekte iken rahatsızlanması nedeniyle sevk edildiği Konya 100 Yataklı Hava Hastanesince beyin tümörü teşhisi konularak
22.07.2002 tarihinde Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildiği;
burada 24.07.2002 tarihinde yapılan ameliyatı sonrasında;
27.07.2002 tarihinde vefat ettiği, aynı tarihli “ölü muayene ve otopsi tutanağında” vefatın beyin tümöründen kaynaklandığının belirtildiği, davacının oğlunun ölümü nedeniyle tarafına vazife malüllüğü aylığı bağlanması talepli başvurusunun, ölüm olayında görevin neden ve etkisinin bulunmadığı yolundaki raporu gerekçe gösterilerek reddedildiği,
Mahkemelerinin;
28.03.2012 tarihli ara kararı ile dava dosyasında yer alan sağlık raporları ve diğer belgeler esas alınarak, davacının oğlunun ölüm olayının, askerlik vazifesinden kaynaklanıp kaynaklanamayacağının sorulması üzerine, Ankara Numune Eğitim ve;
Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. … tarafından hazırlanan 25.04.2012 tarihli raporda;
adı geçenin beyin tümörü nedeniyle vefat ettiğinin kesin olduğu ve bu durumunun askerlik hizmeti vazifesinden kaynaklanmadığının belirtildiği;
bu durumda, davacı tarafından oğlunun ölüm olayının görevinin neden ve etkisiyle meydana geldiğini kanıtlayıcı bilgi ve belge sunulamaması ve sözü edilen rapordaki görüş dikkate alındığında;
ölüm olayının beyin tümöründen kaynaklanı;
bünyesel olduğu ve askerlik vazifesinin neden ve etkisiyle meydana gelmediği sonucuna varıldığı, bu nedenle tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Davacı Mahkeme Kararının hukuka aykırı olduğunu öne sürmekte ve temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 56. maddesinde, muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde;
(Serbest sevkler dahil) sevkleri sırasında, Yedek Subay Okulu öğrencilerinin gerek okulda, gerek okuldan evvelki hazırlık kıtasında vazife malûlü olmaları halinde, kendilerine, öğrenim durumlarına göre;
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36’ncı maddesinde tespit edilen giriş derece ve kademe tutarlarının;
daha önce Devlet Memuriyetinde bulunmuş olanlardan kazanılmış hak aylıkları veya emekli keseneğine esas aylıklarının, sözü edilen giriş derece ve kademe tutarının üzerinde olanlara bu aylıklarının emeklilik gösterge tablosunda karşılığı olan derece ve kademe tutarının;
%70’i üzerinden aylık bağlanacağı, bu suretle bağlanacak aylıklarına, maluliyet derecelerine göre, 55’inci maddede gösterilen nispetlerde zam yapılacağı kurala bağlanmıştır.
Aynı Kanun’un 45. maddesinde ise, Kanun’un 44’üncü maddesinde yazılı malûllüğün; iştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olması; vazifeleri dışında kurumların verdiği herhangi bir kuruma ait başka işleri yaparken, bu işlerden doğmuş olması;
kurumların menfaatini korumak amacıyla bir iş yaparken o işten doğmuş olması(maksadın ilgili kurumlarca kabul edilmesi şartıyla);
fabrika, atölye ve benzeri işyerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o işyerinde husule gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olması durumunda;
buna vazife malûllüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malûlü deneceği hükmüne yer verilmiştir.
5434 Sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen 56. maddesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun ilgili maddeleri ışığında, erler için vazife malullüğü için aranılan ”vazifeden doğma halinin” daha geniş kapsamlı düşünülmesi gerekmektedir.
Zira erlerin, eğitim, manevra ve iç hizmetin gerektirdiği görevleri haricinde, belli bir disiplin içerisinde, kendi insiyatifleri olmaksızın, tespit edilen yerlerde bulunmaları zorunlu olduğundan, 5434 Sayılı Yasa’nın 48.
maddesinde öngörülen yasak eylemleri işlememek ve kendi kusurlu ve kasıtlı hareketleri dışında meydana gelen kazalarda yararlanmaları ve ölmeleri durumunda haklarında Yasa’nın vazife malulüğü ile ilgili hükümlerinin uygulanmasını gerektirmektedir.
Yine erlerin her türlü tıbbi tedavisi, İç Hizmet Kanunu ve İç Hizmet Yönetmeliğinde belirtilen esaslara uygun şekilde askeri sağlık birimlerince yerine getirildiğinden ve;
erlerin bu sağlık hizmetlerinin sunumu sırasında kendi tercihleri ile istedikleri sağlık biriminde veya istedikleri bir zamanda tedavi olma gibi bir şansları bulunmadığından;
bu tür askeri sağlık hizmetlerinin de askerlik görevinin bir parçası olarak askerlik hizmetinden ayrı düşünülmemesi sonucunu doğurmaktadır.
Olayda, davacının oğlunun askerlik hizmetine sağlam olarak başladığı, baş ağrısı, halsizlik, mide bulantısı şikayetleri için önce sinüzit tedavisi;
daha sonra da psikolojik tedavi gördüğü, ancak bu tedavilerden sonuç alınamaması üzerine terhis edilmesine yaklaşık 1,5 ay kala ailesinin yanına gitmek üzere kendisine izin verildiği, burada durumunun kötüleşmesi nedeniyle kendi imkanları ile gittiği özel bir hastanede beyninde ur olduğunun tespit edilmesi üzerine;
kıtasına geri dönerek, Konya 100 Yataklı Hava Hastanesine, oradan da Konya Selçuklu Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk edildiği, bu Hastanede geçirdiği operasyon sonucu vefat ettiği, İlçe Jandarma Komutan Vekilinin
31.07.2002 tarihli yazısında da, komutanlıkları emrinde görevli olan erin;
görev yaptığı süre içerisinde baş ağrısı, halsizlik, mide bulantısı şikayetleri ile müteakip defalarca hastaneye sevk edildiğinin, yapılan muayene sonucu sinüzit teşhisi konduğunun ancak tedavinin sonuç vermediğinin belirtildiği dosyanın incelenmesinden anlaşılmıştır.
Davacının oğlunun, yukarıda özetlenen hastalık ve tedavi sürecinin birlikte değerlendirilmesinden;
askere sağlam olarak alındığı, görevi sırasında rahatsızlanması üzerine tedavi gördüğü, ancak tedaviden sonuç alınamadığı, terhis edilmeyerek askerlik hizmetine devam ettiği;
durumunun ağırlaşması nedeniyle verilen izin döneminde gittiği özel hastanede hastalığının teşhis edildiği, bu arada terhisine yaklaşık 1,5 ay kaldığı;
olayda kendi hatası veya kusurlu bir davranışının da olmadığı göz önünde alındığında vazife malulü olduğu kanaatine varılmış olup, aksi yolda tesis edilen işlemde hukuki isabet görülmemiştir.
İdare Mahkemesince, davacının oğlunun beyin tümörü nedeniyle öldüğünün kesin olduğu ve hastalığının bünyesel olması nedeniyle ölüm olayının askerlik hizmeti vazifesinden kaynaklanmadığı, rahatsızlanması nedeniyle sevk edildiği;
Konya 100 Yataklı Hava Hastanesince beyin tümörü teşhisi konularak Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ameliyatı sonrası vefat ettiği belirtilmiş ise de, davacının rahatsızlığının Konya 100 Yataklı Hava Hastanesine sevk edildiği tarihten çok önce başladığı;
defalarca hastaneye sevk edildiği halde sinüzit teşhisi ile tedavi gördüğü, daha sonra psikolojik tedaviye devam edildiği, beyin tümörü teşhisinin ise ilk kez, izinli iken kendi imkanlarıyla gittiği özel bir hastanede konulduğu, askerlik hizmeti süreci içerisinde hastalığının teşhis ve tedavi edilemediği;
13.03.2001 tarihinde başladığı askerlik hizmetine terhisine yaklaşık 1,5 ay kalmasına kadar devam ettiği dikkate alındığında rahatsızlığının bünyesel olması olanaklı olmakla beraber, ölüm olayının askerlik hizmeti görevinden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmış ve davanın reddine ilişkin kararda hukuki isabet görülmemiştir
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemeye gönderilmesine;
kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içinde Danıştay’da karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



